Web Sayfama Hoşgeldiniz...

   

 

  

 

 

 

TAŞ ATAN ÇOCUKLARIN ARKASI, AB FONLARI

Bir önce ki yazımda, "taş atan çocukları" köşeme taşımıştım.

"Taş atan çocuklar" yasasına nasıl baktığımı ifade etmeye gayret sarfettim.

Yazımın ardından bir televizyon programına gözüm takıldı.

Flash TV'de Yılmaz Tunca'nın hazırlayıp sunduğu Gerçek Gündem isimli programın konusu "taş atan çocuklar"dı.

Programa adını ilk defa duyduğum Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesinde faaliyet gösteren ATİ Gençlik Derneği temsilcileri ve AB tarafından bu bölgede uygulanmak istenen proje yetkilileri vardı.

AB fonlarından faydalandığı ATİ Gençlik Derneği bu bölgeye bakış açısını bakın nasıl ortaya koyuyor.

ATİ Gençlik yetkilisi diyor ki;

"Bu bölgede bir savaş var. Yıllardır bu atmosferde işsizliğin, acının, çilenin getirdiği bir otorite boşluğu var. Burada yasalarla çocuklar koruma altına alınmalıdır."

Allah aşkına sadece Türkiye'de acı, gözyaşı, çile, işsizlik, yoksulluk, fakirlik bu bölgede mi var?

Ege bölgesine gidin, yolu olmayan, elektriği, okulu olmayan köyler yok mu?

Buralar da işsizlik yok mu?

Fakirlik yok mu?

Burada ki çocuklar neden polise taş atmıyor?

Dağlara çıkmıyor?

Yine programda AB fonlu proje yetkililerinden hanımefendi diyor ki;

"Bölgede ki acıları 5-6 günde gördüm. Orada her kesimle görüştüm. Eğitim, yoksulluk, işsizlik sorunları bölge halkının yaşadığı şiddete dayalı yaşam bölgedeki çocukları olumsuz etkilemiş."

Yahu hanımefendi neden o bölge?

Karadeniz değil de neden o bölge?

Polise taş atmak, devlet malına zarar vermek tüm bu söyledikleriniz için geçerli bir neden mi?

Yine hanımefendi diyor ki;

"Bölgedeki taş atan çocukların aileleriyle görüştüm. Çocuklarına sahip ancak evde çıkabildiklerini söylüyorlar. Dışarıda olduklarında kimin kullandığını yada kimlerin yanlarına gittiklerini kontrol edemiyoruz." dediklerini ifade ediyor.

Peki şimdi soruyorum kendi ailesinin sözünü dinlemeyen bir çocuk nasıl olurda AB fonlu bir projenin sözünü dinler?

Taş atan çocukları korumak kollamak bu ülkeye ne kazandıracak?

Onlar çocuk diyeceksiniz.

Bırakın bu işleri.

Sizin derdiniz çocuk falan değil.

AB fonlarından gelen rantın kaymağını yemek olsa gerek.

Çocuklar polise taş atacak, bunları ceza almaktan, cezaevlerinde ıslah etmek kurtarma gayretine gireceksiniz.

Masum bir proje olarak gösteremezsiniz yaptıklarınızı.

Elin oğlu neden başka bir ülkede yaşayan çocuklara kucak açsın, baksın.

AB almayacağı bir şeye yatırım yapar mı?

Bunun altında büyük bir rant var.

Sizlerde bilerek veya bilmeyerek bu rantın taşeronusunuz.

Bırakın taş atanı, devlet ıslah etsin.

Taş atanın elini, kolunu kırsın.

Bakın bakalım o zaman taş atan çocuk mu kalır?

Çocuğuna dışarıda sahip çıkamayan aile mi kalır?
 

                                                                                  Mithat SAYAR
                                                                                     12.03.2010

 

TAŞ ATAN ÇOCUK, BOMBA DA ATAR, MAYIN DA DÖŞER

Bugün TBMM'de AKP Hükümeti tarafından hazırlanan bir yasa tasarısı mecliste grubu bulunan siyasi partilere götürüldü.

Adalet Bakanı Sadullah Engin ve AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ muhalefete "taş atan çocuklar" yasası olarak bilinen düzenlemeyi götürdüler.

Bugün devletin polisine taş atanlar çocukta olsa, yarın askere kurşun sıkacaktır.

Terörün kullandığı bu çocukları affetmek veya bunlarla ilgili düzenleme yapmak terörü körüklemez mi?

Her eylemin ardına gizlenenler tarafından, bugün taş attırılan çocuklar, yarın silah attırılmaz mı?

Eğer polise taş atmak suç olmaktan çıkarılacaksa vay halimize.

Hemde ne vay.

Hangi akıl, hangi vicdan bunu kabul edebilir ki?

Çocuk bugün taş atacak affedeceksin.

Yarın eline silah verilecek, bomba düzeneği kuracak, mayın döşeyecek o zaman ne yapacaksın?

Bana kimse bunlar çocuk demesin.

Hele hele bugün, uzaktan patlatılan mayınlarla şehitlerimizi toprağa verdiğimiz gün, bunu söylemesin.

Bunu milletvekili, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı kim söylerse söylesin, bu benim düşüncemi, tezimi değiştiremez.

Yahu hangi ülkede devletin polisine taş atan affediliyor?

12 Eylül'de içeri alınan gencecik fidanların hangisi çocuk değildi?

İşkencelere maruz kalan o çocuklar o gün devlete taş mı attılar, kurşun mu sıktılar?

Böyle olduğu halde yıllarca cezaevlerinde her türlü işkenceye maruz kaldılar, yıllarını dört duvar arasında geçirdiler.

Affetmek büyüklük ya.

Devlette büyük tabi teröristi affedecek.

Terörü kutsayanlar eylemlerine devam edecek.

Bunu da masum çocuklar edebiyatıyla süsleyip, savunacaklar.

Yazıklar olsun.

Bugün şehit babasının "onları sevindirmeyeceğiz, DİK DURACAĞIZ" sözü ne kadar anlamlı manidar.

Aynı gün "taş atan çocuklar" yasasının ne anlamı varda, gündeme getiriyorsunuz.

Altında ne yatıyor?

Kasıtlı mı yapıyorsunuz?

Yazıklar olsun.

İçerisine de bu yasaların, bebek katilini yeniden yargılanmasına sebep verecek düzenlemenin konulması da ne anlama geliyor?

Yangından mal kaçırır gibi bebek katiline örtülü af mı getirilmek isteniyor?

Kimlere ve nerelere bu konulaar hakkında söz verildi?

Sizden düzenlemeyi yapmanızı kim istedi?

Bu yasa "taş atan çocuklar" vesaire adı altında TBMM'den geçerse, şuna inanıyorum ki, aziz şehitlerimizin kemikleri sızlayacaktır.

Bu yasaya onay verecek hangi milletvekili, hangi parti grubu ileride doğacak daha büyük sorunların müsebbibi olacaktır.

Bugün taş atanlar, yarın silah kullanacak, bomba atacak, mayın döşeyecektir.

En sert yasalarla çocuk olsun, olmasın devletin polisine taş atıyorsa, taş attığı el kırılmalıdır.

Bugün o el kırılmaz, gereken cezalar verilmezse yarın daha büyük olaylar yaşanmaya gebedir.

Sorumluluğuda bugün kü AKP Hükümetine ait olacağı gibi bu yasaya onay verecek her milletvekiline, her siyasi partiye ait olacaktır.

Bu vebalin altında ezilirsiniz.

Gelin bu yasayı meclise getirmekten vazgeçin.

                                                                             Mithat SAYAR
                                                                               11.03.2010

 

 

BERKAY BERK'ten MEKTUP VAR

Geçtiğimiz günlerde kaleme aldığım "Berkay Berk mi, Bilal Erdoğan mı? Karar Sizin?" başlıklı yazımda yaşadıklarımdan yola çıkarak, bir karşılaştırma yazısı kaleme almıştım.

3.Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'in oğlu Berkay Berk ve Başbakan Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ı karşılaştırmıştım. Empati yapmanızı istemiştim.

Bu yazımı okuyan 3.Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'in oğlu Berkay Berk'ten bir mektup aldım.

Sizlerle bu mektubu paylaşmak istiyorum.

Sevgili kardeşim,

ben Berkay Berk.

Bugün benim hakkımda yazmış olduğun makaleni gördüm.

İnan bana okurken gözlerim doldu ve cok mutlu oldum.

Evet şu günlerde hiçte iyi değiliz ve senin gibi ınsanların varlıgı beni biraz olsa da mutlu etti.

Babam yaklaşık elli senesini bu ordu için verdi ve vermeyede devam edecektir.

Babam olduğu için söylemiyorum asla ama o hayatta gördüğüm en şerefli, en namuslu, en durust ve en vatansever bır ınsandır.

Tek arzusu Türk ordusuna en iyi şekilde hizmet verebilmektir.

Ve ben bunu en iyi şekilde yaptığına inanıyorum.

İnşallah bu günlerde geçecek ve huzura kavuşacağız.

İlahi adalet en sonunda bize gerçekleri gösterecektir.

Ben bir asker çocuğu olarak degil, bir Türk evladı olarak, bu güzel vatanımızın mutluluğu için her zaman babam ve senin gibi insanların yanında olacagıma şerefim ve namusum üstüne söz veriyorum.

Herşey için teşekkürler.

                                    Berkay Berk
                                     25.02.2010

3.Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'in oğlu Berkay Berk'in yazdığı mektubu sizlerle paylaştım.

Gördüğünüz gibi Berkay Berk, adalete, hukuka bağlılığını göstermiş.

Ya Bilal Erdoğan?

Berkay Berk, devletin, milletin ve vatanın mutluluğu için namusu, şerefi üzerine söz veriyor.

Ya Bilal Erdoğan?

Berkay Berk gözyaşlarını akıtıyor.

Ya Bilal Erdoğan?

Berkay Berk mağdur.

Ya Bilal Erdoğan?

                                               Mithat SAYAR
                                                 02.03.2010

 

ATA'ya MEKTUP

Büyük Türk Milleti'nin Kurtarıcısı Sayın Atam,

bu satırları sana bir Türk evladı olarak, bizlere emanet ettiğin bu cennet memleketin son vaziyeti içerisinde,buhranlı bir dönemde, çaresizliğin göstergesi olarak değil, tarihe not düşmek adına kaleme alıyorum.

Yıllardır memleketi yönetenlerin çaldıklarını, çırptıklarını, yetim hakkını gasp ettiklerini, yolsuzluklarını biçare olarak izliyoruz.

Bugün, milletin efendisi olarak gördüğün köylüye hakaretler havada uçuşuyor.

Memur, işçi, çiftçi, emekli, öğrenci, esnaf açlıkla, yokluk ve sefaletle karşı karşıya bırakıldı.

Herşeyden önce memleketi emanet ettiğin Türk gençliği bugün işsiz, başı bozuk, gelecekten ümidini yitirmek zorunda bırakılmış.

Kurduğun Cumhuriyet yıpratılmış.

Türk ordusu üzerine senaryolar çizilmekte.

Paşalar gözaltında veya tutuklu.

Yargı tartışılmaya açılmış.

Üniter devlet yapısı "yeni anayasa" adıyla değiştirilmek isteniyor.

Halk geçim derdinde, çaresiz bırakılmıştır.

Despotluklarla sindirilmiş, korkutulmuş, manipüle edilmiştir.

Bursa Nutku'nda, kendi yapıtını koruması için seslendiğin,
gerçek manada Türk gençleri olarak varlığımız dün nasıl varsa, tüm olumsuzluklara rağmen, bugün de var olmaya devam ediyor, sonsuza kadar da edecektir.

Gençliğe hitabede, birinci vazife olarak gösterdiğin, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet, muhafaza ve müdafa etmek görevini yerine getireceğimizden hiç şüphen olmasın.

Vazifeye atılmak için, bir an bile gözümüzü kırpmayacağımıza yemin olsun.

Kurduğun Cumhuriyeti her ne pahasına olursa olsun koruyup, kollayacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Sonunda cezaevleri olsa da, sonunda musalla taşı olsa da, sonunda kefenlenmek olsa da,Türk yurdunu, Türk vatanını, Türk devletini içteki ve dıştaki tüm düşmanlardan koruyacağımızdan emin olunuz.

Demokrasiye inancımızdan, hukuk devletinin varlığından bir an bile tereddüt etmiyoruz.

Sabırlar zorlansa da, kansızlıklar had safhalara gelse de, milletin sağduyusu,
hukukun üstünlüğü, tüm bu yaşananların üstesinden gelecektir.

Kurtuluş savaşı dönemlerindeki, Ali Kemaller, bugün belli taraflarda halkı sindirmek için yayın yapsa da,o dönemki, Şeyh Said'ler bugün var olsa da, şakşakcılar, yalakalar, mandacılar, ikinci cumhuriyetçiler olsa da, tüm kaleleri zaptetseler de, tüm kurumların içini boşaltsalar da, yüce Türk Milleti'nin gücü ve kudreti tüm bunların üstesinden gelecektir.

Bundan hiç kimsenin ama hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Bin yıllık kardeşliğimizi bozmak isteyen, şer odaklarına karşı, her daim uyanık olmaya devam edeceğiz.


Bin yıllık kardeşliğimizi yaşayacağız ve yaşatacağız.

Sayın Atam,

kurduğun yapıtın, bir zerresine zeval getirmek isteyenler, dün olduğu gibi, bugünde vardır, yarın da olacaktır.

Bunlara Türk Milleti gerekli dersi, demokrasi içerisinde verecektir.

Türk Milleti'nin sağduyusu her zaman kazanmıştır.

İnancımız milletin sağduyusundadır.

Demokrasidedir.

Milletin yetkisini, kim kötüye kullanıyorsa (hükümet, yargı, polis, asker v.s) gün gelecek adalete hesap verecektir.

Herkes ektiğini biçecektir.

Gelecek yine milletin demokrasiye katkısıyla şekillenecektir.

Sayın Atam,

Türk devletinin bekasının, Türk Cumhuriyetinin ilelebet yaşamasının ilk görevimiz olduğunun bilincindeyiz. Bu bilinçle demokratik, laik, hukuk devletini sonsuza kadar koruyacak ve kollayacağız.

Semalarda, şehit kanlarından rengini almış, ayyıldızlı, al bayrak sonsuza dek dalgalanacaktır.

Ne Mutlu Türk'üm Diyene.

                                                         Mithat SAYAR
                                                           24.02.2010

                                                              

AKIL TUTULMASI

Son dönemde yaşananları unutma milletim.

"Vatanı sevmek" törer örgütü üyesi olmak,

"Vatana ihanet" yollarına güller dökülerek, şahşalı karşılanmak,

"Devlete hizmet" soruşturma geçirmek,

"Devlete kurşun sıkmak" Habur'dan serbestçe geçip, zafer kazanmak,

"Ayyızldızlı al bayrak asmak, taşımak" kışkırtıcılıkla suçlanmak,

"Paçavra sallamak" mükafatlanmak,

"Terörist öldürmek" yakında iadeyi itibarla onursuzlanmak,

"Polise taş atmak", "Askeri şehit etmek" mecliste ağırlanmak,

"Ömrünü Türkiye'ye adamak" yargısız infaz edilmek,

"Dağlarda silahlı eylem yapmak" düz ovada barış elçisi olmak,

"Devlet adamı olmak" yandaş medya tarafından tu ka ka ilan edilmek,

"Kasımpaşalı olmak" bölücü başına "sayın", şehide "kelle" demek,

"Cumhuriyeti korumak" demir parmaklıkları boylamak,

"Cemaatçi olmak" nakiti cebine koymak,

"Vatandaş olmak" itilmek, kakılmak, hor görülmek,

"AKP'li olmak" ihale kazanmak, son model jeeplere binmek, milyon dolarla oynamak,

"Subay oğlu olmak" onuruyla oynanmak,

"Başbakan oğlu olmak" gemiciklere sahip olmak,

"Çifçi olmak" ananı alıp gitmek,

"Başbakan olmak" son padişah, ikinci peygamber (töbe haşa) ilan edilmek,

"Köylü olmak" terbiyesizlikle itham edilmek,

"Bakan olmak" TBMM Başkanvekilinin odasını basmak,

"Kuş gribi, domuz gribi" aşılarının iç yüzünü anlatarak halkın soyulmasına göz yummamak,
"gel ulan" ibarelerine maruz kalmak,

"Foyosı meydana çıkınca" ceket çıkartıp TBMM'de efelenmek,

"Yandaş olmamak" sabaha karşı evinin basılmasıyla çocuklarının gözü önünde kelepçelenerek gözaltına alınmak,

"Taraf olmak" darbe planları üretmek,

"TEKEL işçisi olmak" hak aramak, mücadele etmek,

"Ajitasyon yapmak" karşısındakini ahmak yerine koymak,

"Eczacı olmak" markette reyonculuğa soyunmak,

"Süpermarketleri açmak" mahalle bakkallarının devri kapandı, kapatın demek,

"İtfaiyeci olmak" biber gazı yemek,

"Anaların gözyaşı dinsin demek" teröristlerin analarını kutsamak,

"Şehit analarını" mecliste polisle karşı karşıya getirmek,

"TBMM'ne Türk bayrağını sokmamak"

"Üniversiteyi bitirmek" işsiz ordusuna yeni nefer olarak katılmak,

"Ankara'da Bakan tanıdığı olmak" diplomana bakılmaksızın bürokrat, müdür olmak,

"Emekli olmak" sürünmek demek,

"Fettullahçı olmak" mükafatlanmak demek,

"Taksim de Kur'an dağıtmak" tutuklanmak demek,

"İncil dağıtmak", "dinler bahçesi açmak" dinler arası diyolog demek,

"Ne mutlu Türküm demek" ayıplanmak demek,

"Kürtçe slogan atmak" demek rahat  rahat her yana  molotof atmak demek,

"ÖSS'ye girmek demek" katsayı tartışmları yüzünden konsantren bozulması demek,

"Bakan olmak demek", elini sıkmayan öğrenciyi devlet büyüklerine hakaretten ceza vermek demek

Türkiye sevdalısı, Atatürk aşığı, işçi, köylü, emekli, memur olmak yaşama hakkı olmamak demek,

Kısacası AKP'li, Fettullahçı, Ermenici, Kürtçü, PKKlı, Yahudi, Hristiyan olmak yaşamak demek.

                                                                       Mithat SAYAR
                                                                         21.02.2010

 

ÜLKÜCÜ, FETTULLAHÇI OLAMAZ

Bundan oniki yıl önce.

Yıl 1998.

Liseye gidiyorum.

Malum her liseli öğrenci gibi üniversiteye hazırlanıyorum.

Her öğrencinin tercihi olan bir dersaneye başlıyorum.

Malum dersane Fettullah Gülen cemaatine ait.

Bir gün dersanede ki hocalardan biri, konu nereden açıldı hatırlayamıyorum ama
Başbuğ Alpaslan Türkeş'ten bahsediyor. Hayatını okuduğunu, takdir ettiğini, değerli bir insan olduğunu,
eserlerinin okunması gerektiğini ve ülke için büyük bir kayıp olduğunu anlatıyor.

Cemaatin içerisinde ülkücüler olduğunu söylerlerdi.

O an dedim ki, cemaatin içerisinde de olabilir ülkücüler.

Aynı dönemde, üniversiteye hazırlık kursu devam ederken, dönem dönem yurtlarda kampa alınırdık.
İşte bende bunlardan birine katıldım.

Mahmutbey yolu üzerinde bulunan Fatih Erkek Öğrenci Yurdunda kalmaya başladım.

İlk gün bir dini sohbete katıldık.

Sohbet yurdun en üst katında büyük bir salonda yapılıyordu.

250-300 öğrenci vardı.

Ve bu dini sohbette Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş Savaşı anlatılıyordu. Atatürk'ten bahsedilmiyordu.
Ruhani varlıkların destek verdiğinden söz ediliyordu.

İlgimi çekmişti.

Neden Atatürk'ten bahsetmiyorlardı?

Kafamda şimşekler çaktı.

Burada yaşadığım ilk şoktu.


Ardından bizlerle ilgilenecek abiler (daha sonra bunların şakirt olduğunu öğreniyordum.) ile tanıştırıldım.

Her koğuşun bir düzeni, tertipi vardı.

Her koğuşta sorumlular ve o koğuşlardan sorumlu abiler vardı.

O dönemde ibadetimi de yapardım.

Orada yaşadığım bir olay beni şaşırtmıştı.

Bir sabah dürtüldüğümü farkettim.

Koğuşun sorumlusu sabah namazına kaldırıyordu.

Sinirlenmiştim.

Kafamda bir şimşek daha çakmıştı.

Burada yaşadığım ikinci şoktu.

Anlaşlan bu şoklar bitmeyecekti.

İbadeti birilerinin dürtmesiyle yapılmayacağını biliyordum.

Sırf bu olaydan dolayı o yurtta kaldığım sürece namazımı kılmadım.

Her dürttüklerinde yada namazı hatırlattıklarında o yurttaki kişilere karşı tavır almaya başladım.

Görünen yönlerin dışında görünmeyen yönlerini üsttü kapalı ifade edebiliyorlardı.
Sohbetlerde şöyle ifadelerin geçtiğine şahit oldum.
Bu yurtlardan, okullardan mezun olanlar kadrolaşmalı ve devlet ele geçirilmeliydi.
Devletin yönetimi inançsız insanlardan inançlı ellere geçmeliydi.

Kafamda bir yıldırım belirdi.

Burada yaşadığım üçüncü şoktu ve bu şoklara alışmalıymışım.

Tam bir beyin yıkama operasyonu yapılıyordu.

Fikirlerimin uyuşmadığı pek çok nokta farkettim.

Cemaat içerisinde Kürtçü akımın ağırlığı vardı. Kürtçülük o dönemlerde  koğuşlara verilen
abilerin Kürtçü olmalarıyla belirgindi.

Bazen ruhu okşamak için Türk dünyasından, Türk birliğinden bahsederlerdi.

Bana riyakarca gelirdi söyledikleri.

Ve orada kaldığım sürece ülkücünün, Fettullah Gülen Cemaatinde barınamayacağına ve aynı düşünmediğimizi
tespit ettim.

Devletle bir hesaplaşmanın bilinç altlarına yerleştiğini gördüm.

Bugün o düşüncelerimin ne kadar doğru olduğunu yaşarak görüyorum.

O gün Başbuğ Alpaslan Türkeş'i anlatan hocanında içlerinde barındırmayacaklarını yada
ülkücü gençleri cemaate katılmaları için yazdıkları bir senaryonun dublörü olacağına kanaat getirdim.

Fettullah Gülen Cemaatinin gerçek yüzünü o dönemde yaşarak gördüm.

15  günlük kampta Fettuhlah Gülen Cemaatini çözdüm.

Türk Milliyetçisi, ülkücü bir gencin içlerinde varlığını sürdürmesi imkansız.

Eğer bunun aksini iddia eden varsa, hem vallahi hem billahi o iddia sahibinin ülkücülüğü sorgulanmalıdır.

Fikirlerimiz uyuşmuyor.

Dünyaya bakış açılarımız farklı.

                                                        Mithat SAYAR
                                                          18.02.2010

 

BERKAY BERK mi BİLAL ERDOĞAN mı? KARAR SİZİN

Türk Silahlı Kuvvetlerinin psikolojik saldıralara maruz kaldığı dönemde
Türk Silahlı Kuvvetleri subay, astsubay ailelerinin bu saldırılarda ne kadar etkilendi.

Bursa Orduevinde askerlik vazifemi yaptım. Altı ay önce terhis oldum.
22 Ağustos 2009 tarihinde terhis oldum.

Bursa Orduevinde askerlik yaptığım süre içerisinde onlarca generale hizmet ettim.
Bu genarallerin içerisinde emekli olanları da vardı, muazzaf olanları da vardı.

Hizmet ettiğim generaller içerisinde Ümraniye Soruşturmasında göz altına alınan generallerde,
Genel Kurmay Eski Başkanları da vardı.

Hiç birinden bahsetmeyeceğim.

Çünkü hepsi birbirinden değerli, hayatlarını vatanlarına adamış, onurlu birer Türk subayıdırlar.

Sadece bir tanesi var ki, bugünlerde basında ismini sıkça duyduğumuz muazzaf bir generalimizin oğlundan
bahsedeceğim.

Mütevazi, insancıl bir o kadarda kibar olan general oğlu acaba bugün babasının "şüpheli" sıfatıyla
ifade vereceğini nasıl karşıladı?

Ruh hali nasıldı?

Yıllarını çok sevdiği vatanı için geçiren, yeri geldiğinde sevdiklerinden ayrı, gurbet ellerde,
dağlarda, ovalarda, sınırda, farklı farklı şehirlerde geçirdiler.

Böyle olduğu halde çocuklarından uzakta olsalar, onların iyi birer insan olarak yetişmelerine katkı sağladılar.

Bugün kendimi 3. Ordu Komutanı Orgeneral Sayın Saldıray Berk'in oğlu Berkay Berk'in yerine koymak istiyorum.

Yıllarını verdiği devlet, babasına "şüpheli" sıfatı veriyordu.

Tüm milletin gözü önünde alnı açıkta olsa "şüpheli" damgası yemek onur kırıcı, rencide edici değilde,
nedir?

Hangi akıl, hangi vicdan sahibi hayal kırıklıklarını onara bilir ki?

Herşeyden vazgeçtiğimiz, canımızı ortaya koyduğumuz,hasretlikler, gurbetlikler,
ıssız gecelerde babasız geçen günlerimizi feda ettiğimiz, vatanımıza, milletimize ve devletimize
ihanetle şuçlanacak "şüpheli" damgası sindirilebilir mi?

Benim gibi sizde empati yapın.

Ve kendinizi Berkay Berk'in yerine koyun.

Bir çok milletvekili, bakan, siyasetçi, şarkıcı, işadamı ailesi, oğlu, ve yakını tanıdım.
Bir çoğu insana burnunun üzerinden bakarlar. Bir çoğu kendini farklı bir konuma koyar.

İşte ben Türk Silahlı Kuvvetleri subaylarının, generallerinin ailelerinde böyle bir olay görmedim, yaşamadım.

Berkay Berk son derece mütevazi, insancıl ve bir o kadarda beyefendi bir kişi.

Berkay Berk ve sadece Başbakan Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ı kıyaslasam,
hangisi halkın içinden, hangisi milletin içinden diye sorsanız.

Cevabım kıyaslanamayacak kadar nettir.

Berkay Berk'tir.

Başbakan Erdoğan'ın oğlu askerlik yapmaz.

Berkay Berk vatani görevini yapar.

Erdoğan özel üniversitede okur.

Berk devlet üniversitesinde okur.

Erdoğan gemiciklerde sefa sürer.

Berk orta halli bir ailenin sahip olduğu araç kullanır.

Erdoğan lüks otellerde kalır.

Berk orduevinde kalır.

Erdoğan bir tarfik kazasında bile babasının "belediye başkanı" sıfatını kullanır, yargıya güvenmez.

Berk Türk adeletine, yargısına güveni tamdır.

Gerçeğin ortaya çıkacağını bilir.

Genel Kurmya Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ "yeter artık" diyor ya gerçektende hiç bir ülke yok ki,
kendi ordusunu, askerini yıpratmak için elinden geleni yapsın.

Sizde kendinizi Berkay Berk'in yerine koyun.

Kararı kendiniz verin.

                                                        Mithat SAYAR 

                                                         15.02.2010

 

 


OCAKLIYIZ


Kurusoğanı yumruğumuzla kırıp, yavan ekmeği paylaştığımız soframızı berektlendiren inancımız,
yüreklerimizde atan saf sevdamız, ideallerimiz vardı bizim.

Bazen yüreğimizin ateşiyle kavurduğumuz bol sulu, acılı bir tabak çorbamız ve
bir tabak çorbaya on kaşık salladığımız anılarımız var bizim.

Bir tavaya yaptığımız bol domatesli, menemeni paylaştığımız zamanlarımız var bizim.

Biz bir dönemin kayıp kuşaklarıyız.

Reislerinin gözleri içine bakan, bakışlarından anlam çıkaran, her hareketi emir telakki eden,
ülkü ocaklı, kayıp kuşaklarız.

Yaşıtlarımız sokaklarda top koştururken, misket oynarken, topaç çevirirken biz ülkü ateşinde
pişen deli kurtlarız.

Demli çayları yudumlarken devlet kuran, devlet yıkan, ideollerimizin anlattıklarına kulak veren,
her anlatılandan bir anlam çıkaran bir asım nesliyiz.

Yaşıtlarımız çelik çomak oynarken, biz, bilmem kaç metre uzunluğunda ki elektrik direklerinde,
herkesin kaçıp gittiği dönemlerde, soğuğa aldırış etmeden, pankart, bayrak asan, cebimizde ki üç kuruşu
asılması gereken afişlerin tutkalını alarak sabahlara kadar afişleme yapan ülkü ocaklılarız.

Astığımız afişlerin indirilmemesi için devriye nöbeti atan kayıp kuşağız.

Sabaha karşı pankartlama, afişleme çalışmalarının bitiminde bulduğumuz açık fırından çıkan sıcak ekmeği
ülküdaşımızla paylaşan ve bundan haz duyan karşılıksız sevdalılarız.

Birileri bilmem kaçıncı uykusunda uyurken, bilmem nerelerinde pireler uçuşurken bizler davamız uğruna
karanlık gecelerin şahitliğinde korkusuzca, riyasızca, gelebilecek her türlü saldırıya antramanlı ülkü savaşçılarıyız.

Yeri geldiğinde başkan, yeri geldiğinde nefer, yeri geldiğinde teşkilatımızın çaycısı olan kayıp kuşağız.

Bazen horlanan, dışlanan, istenmeyen konumuna düşürülen yine bizleriz.

Bazense en umulmadık zamanda, sana ihtiyaç duyulduğu her anda kapısı çalınan yine bizleriz.

Ne makamda gözümüz, ne mevkide sözümüz vardır.

Herşeye rağmen bizler kayıp kuşağın ayakta kalanlarıyız.

Lider, teşkilat, doktrin bizim vazgeçilmez unsurumuz.

Bizi bağlarsa lider bağlar,teşkilat bağlar, doktirin bağlar.

Gerisi teferruattır.

Ağabeycilik lugatımızda yer almayan kelimedir.

Teşkilata küsmek gibi bir lüksümüz yoktur.

Liderin sözünün üstüne söz söylemek bizim işimiz  değildir.

Fikrimiz sorulduğunda Türkçe fikirlerle, düşüncelerimizi özgürce paylaşan kayıp kuşağız.

Kimseye diyet borcu olmayan,  kendini birilerine ispatlamak gibi bir derdi olmayan kayıp kuşağız.

Teşkilat emreder biz yaparız.

Teşkilatçıyı gözünden tanırız.

Bütün uğraşımız, kavgamız, mücadelemiz Türk'ün makus talihini değiştirmek için,
karşılıksız sevdalı Türk Milliyetçilerini, ülkücüleri her türlü zorluğa rağmen tek başına iktidara taşımak.

MHP'nin tek başına iktidarı, Lider Devlet Bahçeli'nin BAŞBAKANLIĞI Türk milletinin varoluşunu belirleyecektir.

İşte biz kayıp kuşak yollardayız, sokaklardayız, milletimizin içindeyiz...

Çalışmaya devam edeceğiz.

Yılmayacağız...

Yıkılmayacağız...

Ve mutlaka üç hilali tek başına iktidar yapacağız.

                                                         Mithat SAYAR
                                                          14.02.2010


© 2008 Mithat Sayar Web Sayfası

kondanser evaparatör plotter kağıtları plan kopya kağıtları